24 Eylül 2026 Perşembe

AKP OLİGARKLARI İÇİN ŞARKI YAZDIM

Şarkıyı en sona ekledim; çünkü şarkıya konu olan oligark nedir, kime denir dilimin döndüğünce, kısaca, başınızı ağrıtmadan - korkarım ağrıtacağım - anlatmam gerekiyordu. 

Oligarşi: Bir grubun veya bir ailenin siyasi, ekonomik gücü elinde topladığı yönetim biçimidir.

Oligark: Oligarşiyi yaratan, servet sahibi olan haramzedelere "oligark" denir.

Oligarklar, bir ülkedeki her kararı kendi çıkarları doğrultusunda alırlar. Parasal güç ve servet bir belli bir çevrede yoğunlaşır.

Şeffaflık zayıftır, adaletsizlik, eşitsizlik, yolsuzluk ayyuka çıkar.

Ülkemizin haline bakınca, oligarşi ile yönetildiğimizi ve sayısını bilmediğim oligarklar olduğunu görüyorum. Ben bunlara AKP oligarkları ismini taktım.

Oligarkların bazıları aynı zamanda uyuşturucu işindeler yani Escobar gibi karteller.

Yazıldığı gibi olgarklar işlerine geleni hapse atıyorlar, işlerine geleni Trump'ın bir telefonuyla salıyorlar. Mesela AKUT kurucusu, Atatürkçü, dağcı Nasuh Mahruki'yi suçsuz yere hapsettiler. Adamcağız 14 gün tahtakurulu pis yataklarda boşuna yattı. Yatağın tahtakurulu olduğunu ve tuvalet önünde, yerlerde yatıldığını kendisi söyledi. Tahtakurusu ısırıklarından tüm vücudu kıpkırmızı olmuş, kaşınıyormuş. Suçu neymiş diye merak ettim. 15 Temmuz ile ilgili bir yorum yapmış. Yarası olan birileri gocunmuş. Neyse ki, geçen gün suçun yok diyerek saldılar!

Böylece insanlara

"Bakın biz oligarkız, istediğimiz zaman istediğimiz kişiyi hapse atarız. Ayağınızı denk alın, AKP'ye gık demeyin, 15 Temmuz'u kurcalamayın."

diyorlar. E, alıştılar tabii. Fetö ile birlikte TSK'ya kumpas kurup, koskoca genel kurmay başkanı dahil paşaları, amiralleri, albayları, teğmenleri yıllarca suçsuz yere hapislere attılar, sonra

"Ay! Pardon, Fetö bizi kandırdı"

dediler.

bu AKgençlik oligarkları şarkıma
esin perisi oldular. Biraz altta
okuyacaksınız.


Baktılar Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanı olacak, HOP onu da hapse attılar. Avukatı adamı kurtaracak, HOP avukatını da hapse attılar. Sosyal medyada mesaj atmasını engellediler, kitap yazmış kitabın basılmasını engellediler. Bir dolu gazeteci

"Cumhurbaşkanına hakaret veya halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak"

gibi abuk sabuk suçlardan hapis yatıyor.

Değerli bir amiralimizi, Atatürkçü emekli amiral Türker Ertürk, 2 yıl önceki mesajından ötürü hapse attılar. Mesajını okudum. AKP benzeri iktidarların eninde sonunda gideceğini ama bu gidişin acılı mı yoksa acısız mı olacağını sormuş ve eklemiş. Böyle iktidarlara sonunda uluslararası yaptırımlar yapılır. (acılı derken onu kastediyor; çünkü zeki herkes gördü ki, üç gün önce "kardeşim" Esad, üç gün sonra ABD'nin ve Batı'nın (yani uluslararası) zoruyla, dayatmasıyla "zalim" ilan edildi. Aynısı Saddam'a ve Kaddafi'ye yapıldı. Sonunda da üçü de acılı bir şekilde gittiler. Amiralimiz belli ki, apaçık ki, Türkiye'nin de başına böyle bir son gelmesinden endişe ediyor ve uyarıyor. Aynı endişeyi aslında bizzat Tayyip'in duyması lâzım ama İmam Hatip'ten başka okul okumadığı için Trump ve Batı kendisine bir şey yapmaz sanıyor. Tayyip'in aslında amiralimize teşekkür etmesi gerekir böyle bir uyarı için.

Suç olarak da "Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit etmek" imiş.

İki yıl önce söylediği bu sözler, iki yıl boyunca halk arasında korku ve panik yaratmamış ama iki yıl sonra birisi yine halka gözdağı vermek için

"Hadi koskoca amirali hapse atalım. Kimse Twitter'da, Facebook'ta, bloglarda gık diyemesin"

demiş.

CHP'li belediyelerin hepsine operasyon yapıyorlar. Seçimde kaybettikleri, sandıkta kaybettikleri tüm belediye başkanlarını ya bir şekilde satın alıyorlar, ya bir şekilde (artık seks kasedi mi, başka bir açıkları mı, eşinin, kızının, oğlunun bir şeyi mi? Yıllar önce yaptığı bir şey mi?) tehdit ediyorlar, olmadı

"Hırsızlık, rüşvet, vs." diye belediyelere çöküyorlar. En sonunda CHP'ye de çöktüler.

Bu oligarşi yönetimi sonunda 18 yaşında, 20 yaşında, 25 yaşında birileri servet sahibi olurken, ülke sefalete sürükleniyor. Atanamayan 20 yaşındaki gençler inşaatta çalışırken düşüp ölüyor, bunalıma girip canına kıyıyor, maden işçileri paralarını alamıyor, emekli peynir, zeytin, et alamıyor, kiracı ev sahibi birbirini vuruyor. Anormal pahalılıktan kocalar çıldırmış, kafayı yemiş, boşanmak isteyen eşlerinden hınçlarını alıyorlar, uyuşturucu ilkokullara inmiş ama AKP, Osmanlı dizileriyle tabanını uyutuyor. Normal maaşla, alın teriyle insanlar araba bile alamazken, AKP gençlik kollarında 20 yaşında gençler lüks araçlara binip video çekiyor, cebinde pasaport ülke ülke geziyor.



Dünyanın en sefil ülkeleri açıklanmış. Türkiye 3. sırada! Ekran görüntüsünü aldım. Anket yeni yapılmış. 

Bu sefilliğin sebepleri oligarklar ve uyuşturucu kartellerinin ülkeyi yönetiyor olması. Yani bizi normal, ülkenin, vatandaşın, emeklinin, memurun, öğretmenin, madencinin, işçinin iyiliğini, çıkarını düşünenler yönetmiyor. Koltuklarından olmamak için kıçıkırık, psikopat, narko-terör örgütlerine boyun eğenler yönetiyor.

İspatla derseniz; Ahan da buyurun, AKP eski kadın kolları başkan yardımcısı Aliye Uzun.


Kaynak: ONEDIO sitesi

Burhan Kuzu, o dönemin AKP milletvekili

Fotoğrafta AKP vekili Burhan Kuzu, AKP Kadın kolları filanı Aliye uzun, İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile aynı masadalar.

Murat Ağırel'in haberine göre Aliye Uzun soyadını değiştirmiş (acaba neden?) Aliye Nilperi Vatandost olmuş. Ben, tanımam, etmem hiçbirini Murat Ağırel'in söylediklerini aktarıyorum ve ne olmuş biliyor musunuz? Kadın, uyuşturucu ve fuhuş operasyonunda gözaltına alınmış.

Burhan Kuzu'ya gelince aniden "corona olup öldü" denildi ki, ben inanmıyorum. Aklı başında kimse inanmıyor. Adamın hastalandığını duymadık. Ya kaçtı, ya da

"Konuşursam sizi de batırırım"

dediği başka ve hepimizin bildiği AKP'liler tarafından susturuldu. E, zaten kartel dünyasında insanlar genellikle ecelleriyle ölmezler.

Gelelim bir başka şeye:

Avrupa Birliği, Türkiye'ye fon yani para veriyormuş.
Ne için veriyor bilmiyorum ama bu para hep
altta Bilal oğlanın vakfına, sarıklı, cübbeli, sakallı,
takunyalı, takellilere, AKP oligarklarına gidiyormuş.
Haberi yaptı diye bu gazete YASAKLANMIŞ!






Faizsiz finans, İslami katılım gibi kulağa hoş gelen sözlerle saftirikleri kandırıyorlar. Bunlarla gerçekten ev sahibi olan var mı? Ben fon nedir bilmem, borsa nedir bilmem, hayatımda borsayla, morsayla, faizle işim olmadı; faize koyacak param da olmadı. Maaş yatar, biter, gram altınım yok, Dolarım yok, Eurom yok, ben AKP oligarşisinin yarattığı AKP oligarkı değilim.

Bu Katılım Evim, ne yapmış biliyor musunuz? Siyonist dedikleri Rotschild'in bankasına 15 Milyon Dolar göndermiş. Türk parası ile ne ediyor varın siz hesap edin.

Katılım Evin paralarıyla özel jet alıp Umre'ye gitmişler.



(Fotoğraflar sonradan yok olabilir. Öyle yapıyor AKP hackerleri. )

Son ayyuka çıkan fon vurgunuyla ilgili olarak henüz 28 yaşında bir AKP'li varmış. İsmi  Muhammed Yarız imiş. (AKP'liler çok dindar oldukları için çocuklarına Muhammed ismi koymayı severler) bu 28 yaşındaki gencin, her biri 200 - 220 Milyon değerindeki lüks araçlarına el koymuşlar. Rolls Royce'u filan varmış 28 yaşındaki gencin. Ayrıca süper yatı ve özel jeti de varmış. Herhalde müthiş bir ticari zekâsı var. Tüm AKP'li oligarklar gibi ama Timur Soykan'ın yazdığına göre ortada 900 Milyar kayıp varmış. Bu 900 milyarı kim götürdü bilmiyoruz henüz. Bence AKP oligarkları biliyordur. Birkaç yıl önce 128 Milyar Dolar kayıptı ne oldu? Hiç. 

Evet. Hiç.

Sahi eski Ankara Belediye Başkanı ve Ankara'yı parsel parsel sattığı, aldığı söylenen Melih Gökçek de 

"Oğlumun düğünündeki altınlarla aldık her şeyi, benim 5 kuruşum yok"

diyormuş. 


Yalnız şunu merak ediyorum. Oligark, oligarka pek dokunmaz. Zaten dediklerine göre şimdilik birbirlerine girmiş olabilirler ama bunlar o tahtakurulu, tuvalet önü hücrelerde yatmaz bence. Ayakkabı kutularında da milyon dolarlar çıkmıştı, daha önce 128 Milyon Dolar buharlaşmıştı? Kim hapis yattı? Hiç. Sadece Fettoş'u bir gecede Fetö yaptılar. Yani, her banka soygunu filminde hani soyguncular illa ki, birbirini girer ya? Bu ona benziyor ama bu haberi yapan gazeteci Murat Ağırel hapis yatabilir.

"Sen niye AK gençlerle uğraşıyorsun? Allah veriyor gıskandın mı? Servet düşmanı mısın? Allah vermiş, kazanmış. Gel biraz tahtakurulu hücrede yat da aklın başına gelsin" 

diyebilirler. 

Muhtemelen 28 yaşındaki çocuğun babası

"Ol'm sende niye böyle gıcır gıcır Rolls Royce'lar filan aldın? Tayyip'in gözüne battı işte, nazara geldik!" 

Anası da "Kuzummmmm! Sana Rolls Royce'lar kurban olsun. Hallederink baban"

filan diyordur.  E, yani bir başka AKP'li Zehra Taşkesenlioğlu'nun inanılmaz, dudak uçuklatan mal varlığı soruşturmaları vardı. Bir şeycik oldu mu?

"Allah beni zenginlikle sınıyor" dedi. Çıktı işin içinden. Karı - koca birbirine girmiş, videosunu da Sedat Peker mi yayınladıydı ne? Kadın az kalsın kocasını bıçaklayacakmış filan! Fazla para mutluluk getirmiyor da....

Siz, 23 yıllık AKP oligarşisinde tek soygunun bu fon soygunu olduğunu mu sanıyorsunuz? Benim yaşım müsait, Deniz Feneri'ni hatırlıyorum. İhlaszedeleri hatırlıyorum (gurbetçileri dolandırmışlardı da intihar edenler olmuştu), ayakkabı kutularını hatırlıyorum, Unakıtan'ı hatırlıyorum,  kayıp, buhar olan 128 Milyon mu, milyar mı Dolar'ı hatırlıyorum? (Google'a yazın 128 Milyon Dolarla neler yapılır diye belki ülkenin tüm dış borcu ödenir), mesela Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019 yılında Ağaçlandırma Fonu, Orman Köylülerini Kalkındırma Fonu diye  1.3 Milyar lira vermiş ama kimlere verilmiş kimse bilmiyormuş. Paranın akıbeti belirsizmiş. Ortada sorumlu da yokmuş.

Hani  sokakta mikrofon tutulunca  "Tayyip'in götünün gılıyık",  "Tayyip, karımı istesin veririm" diyen birilerine gitmiş olabilir. Onca paradan sonra böyle diyebilirler.  Yani bunlar bizim duyduklarımız; bir de basına yansımayanlar, duymadıklarımız vardır illa ki. 


AKP'li kıytırık Gençlik Kolları, milletvekilleri, belediye başkanlarının servetleri böyle olursa, varın Tayyip ve oğullarının, damatlarının servetlerini siz tahmin edin.

Veeee işteee  AKP oligarkları için yazdığım şarkı:
Video haline getirecek bilgisayar bilgim yok
olsa çok şeker olacaktı.


AKP OLİGARKI ŞARKISI

Togg'dan indim, Togg'a bindim
Paris, Londra gezdim, gezdim
Hani benim gemicikleriiiiim?

Cipten indim, Range'a bindim
Kolumda bileziklerim
Ne güzelmiş oligarklık
Hani benim gemicikleriiiiiiim?

Hayırlı cumalar derim,
Gazze, Mazze, Cola içme isterim
Din, iman dilimden düşmez
Hani benim özel jetleriiiiimmmm?

Allah, reise ömür versin,
Tüm muhalifleri hapsettirsin
Kaybettik belediyeleri
Hepsine çökerttirsin
Hani benim gemicikleriiiiiiim?

Ne güzel şeymiş oligarklık
Ne güzel şeymiş oligarklık
Ne güzel şeymiş oligarklık...




Not: Resmi yapay zekâ yani yaptı. Bu, gerçek birisi değil. Tamamen hayal ürünü. Yapay zekâya dedim ki, arkada Eyfel Kulesi, Range Rover marka cipin üstüne çıkmış, bir elinde kruvasan, bir elinde kahve, neşeli, türbanlı, genç bir kadın yaptı.

21 Eylül 2026 Pazartesi

CİCİŞ' imi TOPRAĞA VERDİM

Suriyeli sorumsuz ve vicdansız bir kadının önce evine alıp; sonra annesiyle birlikte sokağa attığı yavru kedilerden bir tanesini alıp; ismini Ciciş koyduğumu şurada ve  on gün sonra aniden hastalandığını şurada anlatmıştım.

Ben, Ciciş'i çok sevdim.  Prenses'imi, Bücürük'ümü çok sevdiğim gibi onu da çok sevdim. 

On gün çok mutlu olduk ikimiz de.


Yuvalandırma amacıyla almıştım ama içimden
"Sen bunu kimseye veremezsin" 
diyordum.


Yatak altına saklanıp, pusu kurup ayaklara saldırması,
tül perdeye asılıp salıncak gibi sallanması, 
ışık hızıyla o odadan, bu odaya koşması...


Daha minicikti ama on gün boyunca, ta camlı balkona
gidiyor, tuvaletini kumuna yapıp, örtüp geliyordu.
Ama çok talihsizmiş benim Cicişim


Topu topu on gün mutlu, huzurlu oldu,
sevildiği ve asla sokağa atılmayacağından 
emin sıcak bir yuvası olmuştu.


Harpo virüsünün çaresi yokmuş. Antibiyotikler, serumlar, hiçbir şey fayda etmedi. On günlük mutluluktan sonra bu hastalıkla pat diye devrildi. Hemen hastaneye koşturdum ama bir haftada kaybettim.

O koşup, oynayan, mutlu Ciciş'i altında sıcak su torbası, patisinde serum, gözü boş boş bakar ve çok zayıflamış halde gördükçe ağlamaktan sol gözüme kan oturdu. 

Bu kanlı gözler Ciciş'in hatırası, vedası 😢😢😢
( Başıma banyo havlusu sarılıydı o yüzden
resmi sadece gözüm gözükecek şekilde yapay zekâya
düzenlettim. )

Bu sabaha karşı melek olmuş. Acılarından kurtuldu minik Ciciş, üç aylık oluşunu bile göremeyeceğim. Büyüdüğünü göremeyeceğim. Bir yaşına basıp, kocaman bir kediş oluşunu göremeyeceğim. Tüm yaşayacağı mutluluk on günlükmüş. Hepi topu on mutlu gün. 

Şimdi gittiğin yerde çok mutlu ol Cicişim, çimenlerde koşup, oyna ve kavuşacağımız güne kadar beni bekle annecim. 
😢😢😢😢😢😢💔💔💔💔💔💔

Suriyeli kadına gelince, asla affetmeyeceğim. Hem Ciciş'e, hem diğer kardeşlerine, hem bana büyük acı yaşattı. Maddi masrafları helalı hoş olsun  ama Suriyeli kadının benim bütçeme yaptığı bir kötülük oldu o da. Sonuçta ay sonunu zaten zar zor getiren bir insanım ama helali hoş olsun Ciciş'ime bugün olsa yine yapardım. Keşke bir mucize olsaydı da iyileşseydi. 

17 Eylül 2026 Perşembe

TÜRBANLI BACILAR

 


Benim türbanlı bacılarım vardır. Benim türbanlı bacılarım "Türban namustur, baş örtüsü namustur, (otomatik olarak başını örtmeyen namussuzdur anlamına geliyor) derler. 

Bu da muhtemelen bir Avrupa ülkesinde veya ABD'de çekilmiş bir video. Cadılar Bayramı münasebetiyle aile eve gelecek olan çocuklara herhalde ikide bir kapı açmaktan kurtulmak için kapının önüne sepetle şeker bırakmış. Onlarda adettir, kapıya gelen çocuklara şeker verilir. 

Bizim türbanlı bacılar da gece gelip şekerleri çalıyorlar ama ailenin kapısında gizli kamera olduğunu bilmiyorlar. Kesin AKP'ye oy atıyorlardır. Bir şey değil ellere de rezil oluyoruz. 

NOT: Sildiğim eski bloğumda bu tarz videolar bir süre sonra nasıl oluyorsa kendiliğinden ortadan yok oluyordu. Yok olursa şaşırmayın. Olursa da yapabileceğim bir şey yok. 

16 Eylül 2026 Çarşamba

NEDEN BAZI BLOGLARIN PAYLAŞIMLARI OKUMA LİSTEME DÜŞMÜYOR?

 Pek çok blog arkadaşımın yeni paylaşımları okuma listeme düşmüyor.

Günlerdir hep aynı paylaşımlar duruyor. 

Bu yüzden bugün bloğunu uzun  yıllar önce bırakan sevgili arkadaşlarımın bloglarını üzülerek takipten çıktım. (Öyle ki, on yıldır uğramıyorlar) İki bloğa zaten yorum yapmak imkansızdı. Onları da takipten çıktım. Okuma listemdeki blog sayısını düşürünce, umarım düzelir bu durum.

Tesadüfen bir blog arkadaşım yorum bırakınca, ben de ona cevabi yorum yazınca, yeni paylaşımından öyle haberdar oluyorum.

Ayrıca , bir yazı yayımlıyorum ama 8 saat sonra okuma listesine düşüyor. (kendimi takip ettiğim için görüyorum)

Yapılan ve yaptığım yorumların saatleri de bir tuhaf. Mesela ben sabahtan beri bloğuma sık sık bakıyorum,  sevgili Burcumun yorumu saat: 11.00 yazıyor, bana ta akşam geç saatlerde ulaşmış. 

Size de öyle oluyor mu? 

14 Eylül 2026 Pazartesi

BAŞKALARININ SORUMSUZLUĞUNUN CEZASINI NİYE BEN ÇEKİYORUM?


Bu bir iç döküş yazısı olacak. Yazarak, kendime bir çeşit terapi yapmış hissedeceğim sanırım. Ben, şu son on günde bir buçuk kilo verdim ve çok yıprandım. 

Şimdi tam karşımdaki 60'lı yıllardan kalan köhne apartmandaki Suriyeli birilerinin önce alıp; sonra sokağa attığı yavru kedilerden bir tanesini merhametimden evime aldığımı, ismini Ciciş koyduğumu biliyorsunuz. Hatta ishal olunca, nazar değdi diye resimlerini kaldırmıştım. Nazara inanıyorum.

Yazımın başlığı başkalarının sorumsuzluğunun cezasını çekişim; çünkü öyle. Ben, başka insanların sorumsuzluğunun, vicdansızlığının cezasını çekiyorum.

Şimdi ilk kez, 93 yılında bir kedimiz oldu. Prenses'ti ismi. 2009 yılında,18 yaşında kaybettim. Apartmanın bahçesine gömdük ve üzerine gül ağacı ektik.

Kedinin ölümü zordur, sancılıdır. Öyle pıt diye aniden gözlerini yumup gitmiyorlar. Önce yemeden, içmeden kesiliyorlar. Kusmalar...en güzel mamalara burun kıvırıyorlar. O koşup oynamalar bitiyor, insan gibi devamlı uyuklar, halsiz bir hale bürünüyor ve bu günler sürüyor, çaresiz elinizden kayıp gitmesini izliyor ve acı çekiyorsunuz. Bu acıyı da kedisi, köpeği olanlar bilir.

O yüzden Prenses'ten sonra başka kedi almak istemiyordum. Aynı acıları yeniden yaşamamak için ama gelin görün ki, sokakta daha bir aylık bir kediyi görünce dayanamadım. Onu da TOKİ'lerin oradaki gecekondularda oturan ve ilkokula giden bir kız çocuğu, yine sorumsuzluktan gelip oraya koymuştu. Güya alıp yuvalandıracaktım ama olmadı, ismini Bücürük koydum. Bloğuma ismini veren Bücürük, ikinci kedim olarak, tam 16 yıl bana minik bir evlat ve can yoldaşı oldu.

Onun da gidişi çok zor oldu, kusmalar, halsizlikler, günlerce yemeden içmeden kesilmesi ve kaçınılmaz son. Bana evlat acısı yaşattı.

Onu da gömmek çok zordu, çok yıprandım. Bu süreçte yaşlandım da tabii ki. Bücürük'ten sonra sözümü tuttum. Tekrar eve kedi almadım. Elime kağıt, kalem alıp hesap ettim tam 31 yıl kum temizlemiştim. Artık yeter kum temizlemeyeceğim dedim. Hatta çok güzel, üç renkli bir yavruyu geçici olarak aldım. Çok uğraştım ve çok iyi bir aileye yuvalandırabildim. Yoksa az kalsın bana kalacaktı. Aynı acıları ve aynı filmi yine yaşama korkusu başlayacaktı.

Neydi bu korkularım? Kusmalar, ishaller veya hiç tuvalete çıkamamalar, mutfak tezgahının üstüne dolan kedi ilaçları, kedi destekleyici gıda ürünleri, biberonlar, şırıngalar, kabızlık giderici kedi macunları, kaç saatte bir kustuğunu yazdığım kağıtlar, kaç gündür yemek yemediğini yazdığım kağıtlar....endişeden kulağım kusma sesinde uykusuz geceler...

Ve aynı zorluklar: İstanbul'a kız kardeşime gidememek, kedimi yalnız bırakamamak, ya yangın çıkarsa (mesela kız kardeşimin oturduğu apartmanın çatı katında yangın çıkmıştı) ya bir şey olursa diye endişelerle yaşamak...her gün kum temizlemek, tüm ihtimama rağmen balkondan düşme tehlikesi (Bücürük düşmüştü çok hareketli ve yaramaz olduğundan neyse ki, kırık çıkık olmamıştı), veteriner ziyaretlerinde arabada sürekli ağlaması, çok korkması, o ağlayıp durdukça, üzüntüden, gerginlikten, hani çocuğunuza aşı yaptırırsınız, bebektir anlamaz ve ağlar o ağladıkça siz yıpranırsınız ya, aynı o duyguyu, o ruh halini yaşamak.

Yani kediyle yaşam çok güzeldir, mırıl mırıl size sokulur, minik bebeğiniz olur ama çok da zordur.

Velhasıl iki kedi gömdüm artık bir üçüncüsünü kaldıramam, tekrar aynı zorlukları, aynı acıları yaşamak istemiyorum derken, tam 2 yıl, 3 ay kedi almamışken; bir Suriyeli  kadının sorumsuzluğu ve vicdansızlığı yüzünden, şu an sabahın 5' inde - ezan okunmaya başladı - uykusuz oturuyorum ve bu yazıyı yazıyorum. 
Ciciş, çok kötü ishal oldu, pirinç suyuyla geçtiydi ama tekrar başladı, bu sefer pirinç suyu etki yapmadı ve doktor probiyotik tavsiye etti. FortiFlora dedi. Telefon açtım yakınımda hangi veterinerde FortiFlora var diye. Çok yakınımdakinde yoktu, biraz uzakta vardı. Gittim, aldım, geldim. Onu verdim ama aniden halsizleşti, sanırım dokundu. Akşamdan sabaha kadar yemedi, içmedi, sonra öğlen iyileşti. Koştu, oynadı, iştahı yerine geldi, ishali de geçti tam sevinmişken, dün akşam kusmalar başladı. Bir değil tam üç kez. Akşam 10.30'da kustu, 02. 30 da yine kustu, 04.00 yine kustu. 

Ben niye bu acıyı yaşıyorum yeniden?

Başkasının evinde dünyaya gelen kediye ben sahip çıktığım, acıyıp merhamet ettiğim için başıma geliyor bunlar.

Madem kedi aldın niye kısırlaştırmıyorsun? Hadi kısırlaştırmadın dünyaya gelen yavrulara niye kendin bakmıyorsun? Niye sokağa atıyorsun? Bana sorup mu aldın bu anne kediyi?

"Nasılsa karşı apartmanda salak bir kedici teyze var, oraya koyarım yavruları da, annesini de o baksın" mı dedin?

Muhtemelen öyle dedi. Bu kediciği ben alır almaz önce Bücürük'ün vet. kliniğine götürdüm. Tam dört gün orada kaldı, tedavi oldu, işte iç, dış parazit aşıları yapıldı. Piresi varmış giderildi. Herpes virüsü çıktığı için antibiyotikler vs. yapmışlar, göz damlası her gün damlatmışlar. Dünya paralar verdim sen niye bunları yapmadın? Çünkü sen

"Ben niye kedi için paramı harcayayım? Salak mıyım? Başkası yapsın"

diyen bir sorumsuz asalaksın.

Yanlış anlamayın, onun için harcadığım para yani maddiyat en, en, en son düşündüğüm şey. Helali hoş olsun. Veteriner hizmetleri öyle böyle değil çok arttı, her şeyin fiyatının artması gibi ama minik can paradan daha önemli. Kaldı ki, değil o, bu yaşıma kadar kaç tane sokak kedisini aylarca tedavi ettirdim. Arka iki ayağı felç olan Pofuduk, başına ne geldiğini anlamadığımız yaralarla bulduğumuz Lokum, gözüne pisi pisi otu battığı için bir gözü kapanan Oğluş...hepsine helali hoş olsun. Salçalı soğanlı, peynir, zeytinli ekmek ve çayla karnımı doyurdum yine de borcumu son kuruşuna kadar ödedim. Artık 68 yaşında sıramı savdım diye düşünüyorum, artık başkaları elini taşın altına koysun diye düşünüyorken, yine  niye ben başkası yüzünden maddi olarak zorlanayım? Hayat zaten pahalıyken, ancak ay sonunu getirirken hem de.

Niye ben daha Bismillah kedi eve geleli ancak on gün olmuşken uykusuz gecelere kalayım? Niye daha bebek kedi ölecek mi bunu da mı gömeceğim diye ağlamaklı olayım? Kaç gündür bir makarna yapamadım onun ishaliyle uğraşmaktan. Her kum kutusuna gidişini takip ettim, beraber gittim, yanında bekledim, elimde tuvalet kağıdı, her seferinde poposunu temizledim, gerekirse patilerini ılık suyla yıkadım, internette oku, oku, yavru kedi ishaline ne iyi gelir diye aramaktan...vet. kliniklere "Sizde filan probiyotik var mı?" diye sormaktan. Bir yandan da yuva aramaktan. Oraya buraya telefon açmaktan. İyileşse de bir on yıl sonra yine kusmalar, yine hastalıklar, yine aynı acıyı niye tekrar yaşayayım? Ben değil miydim bir daha eve kedi almamaya karar veren? Ben biliyordum başıma gelecekleri ama bu kadar erken beklemiyordum. Bücürük, Prenses en az 10 yıl kusmadılar. Eğer ki, vücudunda kedi Herpes yüzünden hep böyle olacaksa ben nasıl dayanacağım yıllarca? Ben, on günde yıprandım. Hasta bakan bunu anlar. O kadar minik ki, bakmaya kıyamıyorken, neden böyle oldu? 

Ama işte başkalarının sorumsuzluğunun, vicdansızlığının cezasını çekiyorum. Bakın bu ilk değil; daha önce oturduğumuz apartmanın bahçesine kaç kez yavru kedi bıraktılar. Geçen ay bir kutu içerisinde tam beş yavru kedi bırakmışlar. Bir oğlan çocuk var, 

"Ne yapayım ben bunları?" dedi. 

Ben de yakında vet. klinik var oraya götür dedim. Götürmüş sonra galiba bir aile almış ama pek inanamadım çünkü söylerken gözlerini başka tarafa kaçırdı.

Yıllar önce yine kutu içinde daha gözleri açılmamış iki yavru kedi bıraktılar. Sonra aynı şekilde iki yavru kedi daha. Bunları şansım vardı yuvalandırdım. Hatta ilk kutudakileri ne yapacağımı düşünürken aldığım ilk, tuşlu küçük telefonu kaybettim ve bulamadım. Hâlâ hatırlarım. 

"Bahçeye yavru kedi bırakmayın, burası kedi barınağı değil, kendiniz sahip çıkın. Kendiniz tedavi ettirin, kendiniz bakın. Bakmayacaksanız, başkalarının üstüne atmayın. Ben zengin birisi değilim, Olsam bu kıytırık mahallede oturmam. Bana sorarak mı kedi alıyorsunuz? " diye bahçeye yazı mı asayım?

Yeminle depresyona girdim. Gün ışısın, vet. kliniğine gideceğiz. Aynı filmi tekrar izler gibiyim. Yine hastalıklar, yine kusmalar, yine kan almalar, yine hastane köşelerinde endişeli gözlerle, ağlamaklı gözlerle bekleyişler ama daha bu kedi 15 yaşında değil, 17 yaşında değilken üstelik...

O Suriyeli kadın - adını bilmem- her kimse, bana öyle büyük bir kötülük yaptı ki, haberi yok. 

Sadece bana kötülük yapmadı, bir anne kediyi, yavrularıyla sokağa terk etti. Diğer yavrular ve anneye ne oldu bilmiyorum. İşte birini ben aldım ve durum anlattığım gibi. 

Keşke bu dünyaya gelmeseydim. Saat altı yirmi beş geçiyor, hava aydınlandı, dördüncü kez kustu :( ben ağlamaklıyım ve koşup, oynarken, hiçbir şeyi yokken neden böyle oldu diye kafamı patlatıyorum. Ben niye 68 yaşında bu endişelerle, huzursuzlukla, korkuyla yaşamak zorundayım? Bir huzur içinde olamayacak mıyım? Gece iki kez vet. kliniği aradım. 24 saat açık olduklarını biliyorum. Eksik olmasın çok ilgilendiler, bir şey mi yuttu acaba diye sordular? Oyuncağı, topu, saç tokası filan....

Ortalıkta düğme, minik toka, saç bandı, ip bırakmıyorum (önceden tecrübem var), buzdolabım eski tip buzdolabı, arkasında boydan boya teller var ve en altında içinde su olan minik bir kısım var, sık sık buzdolabının arkasına giriyor o suyu mu içti? Mutfak dolabı altlarına giriyor orada eskiden düşmüş bir migren hapı veya asprin mi yuttu? Endişe...endişe..korku.... migrenim başladı. (Diyeceksiniz ki, mutfağın kapısını kapat! Buzdolabının arkasına, mutfak dolabı altına giremesin. Mutfağımın kapısı yok! (vaktiyle söktürmüştüm çok küçük mutfak diye), buzdolabım da mutfağa sığmadığından antrede! Yani mani olamıyorum. :( 

Yazıma Güncelleme: 

Sabaha karşı yazdığım yazıyı şu an akşam 22.00 güncelliyorum. Ciciş, yazıyı yazdıktan sonra yine kustu. Toplam altı kez kustu. Sabah hastanenin yolunu tuttuk. Parvo diye bir virüs varmış. Bağışıklığı çok düşmüş. Kan değerleri çok kötüymüş. 750 gram kediciğe her gün antibiyotik, serum verecekler acaba nasıl dayanacak? Onu güzelim ev yaşamından sonra vet. hastanenin soğuk, hasta kedilerle dolu kafeste kumu, mama kabı, suyu aynı yerde bıraktığım için bana küstü, sırtını döndü. Yine perişan oldum. Halılarda koşup, oynayan, zıplayan, top oynayan Ciciş bir anda ne hale geldi. Yıkıldım. Zor bir hastalıkmış. Üstelik minnacık kedide hem Herpes, hem Parvo aynı anda iki virüs birden var. Dayanacak mı, iyileşecek mi vet. ablası bile bilmiyor. 

Ve tüm bunlar bir Suriyeli kadının sorumsuzluğu, vicdansızlığı yüzünden oldu.

8 Eylül 2026 Salı

İSMİNİ CİCİŞ KOYDUM


Melaba, ablalayım, melaba Reçep abim,
Bi gözü kör bir kedişim. Daha 2 aylıkım.


Suriyeli bir ailenin evinde dünyaya geldik.
Ben, kedi gribi olunca vaktinde tedavi ettirmediler.
Ettiyçenerdi kör olmaşdım.
Biraz büyüyünçe de
anamla hepimizi kapı dışarı attılar.
Annemin ve diğer kardeşlerimin 
 başına ne geldi bilmiyoyum. 

Biy gözüm yok ama koşup
oynuyoyum ne yayamazlıklay bile
yapıyoyum. Annişim hiç kışmıyo


Artık sıcak bir yuvam var. Annişim vay
Sokağa atılmayacağımı biliyom.


Bu, 19 Mayıs 2024'te melek olan Büçürük abim.
30 Ağustos' ta  da karşısına ben çıkmışım.
Tuhaf değil mi sizce de?

***

İşte böyle değerli blog arkadaşlarım, Bücürük'ten sonra tam 2 yıl, 3 ay kedi almaya cesaret edemedim. Sadece oturduğumuz apartmanın bahçesindeki kedilere kuru mama ve temiz su koymakla yetindim. Hayat o kadar pahalı ki, eskisi gibi yaralı, bereli kedileri tedavi ettiremedim. Neyse ki, hepsinin yarası kendi kendine iyileşti. Evet gerçekten iyileşti. Şimdi evde koşturan minik, kör bir kedim var. Öteki gözünün de kör olma ihtimali varmış. Her gün damla damlatıyorum tabii çok zor oluyor; çünkü kıpraşıp duruyor, rahat durmuyor. İsmini Ciciş koydum. Sağlıklı yaşasın Amin. 🙏🙏

  Ve evet ben salağım! Elimde o delikli kürek; tam 2 yıl, 3 aydır kedi kakası temizlemiyordum. Tabii Bücürük yaşasaydı bir 10 yıl daha temizlerdim o ayrı da hadi yine kum temizlemeye devam ama hem küçük, hem kör bir kediyi sokakta ölüme terk edemedim. 

2 Eylül 2026 Çarşamba

KÖLE

 
Kaynak: Sosyal medya


"Hz. Ömer, çölde giderken devesinden inip; kölesini bindirmiş" diye gözyaşı dökeceğine,
“Hz. Ömer’in neden kölesi vardı?” diye sorduğun an, hikâyeyi dinlemekten çıkıp; aklını kullanmaya başlarsın.


AKP OLİGARKLARI İÇİN ŞARKI YAZDIM

Şarkıyı en sona ekledim; çünkü şarkıya konu olan oligark nedir, kime denir dilimin döndüğünce, kısaca, başınızı ağrıtmadan - korkarım ağrıta...